Her Şey Trend Olmak Zorunda mı?

Bir süredir internette herhangi bir şeyi sadece beğenmek pek mümkün değil gibi. Bir şey beğeniyorsan onun bir adı var. Bir estetiğe dahil. Bir “core”un parçası. Hatta muhtemelen biz daha ne olduğunu anlamadan TikTok ona bir isim verdi, Instagram görsel dilini oluşturdu, Pinterest panoları hazırlandı ve markalar koleksiyon çıkarmaya başladı bile.

Clean girl olduk. Sonra clean girl olmaktan sıkılıp messy girl olduk. Bir ara her şey kurdeleydi, sonra puantiye geri geldi. Pastalara taşlar yapıştırdık. Çantalarımıza bir sürü charm taktık. Sofralarımızı, kıyafetlerimizi, evlerimizi, kahvemizi, makyajımızı ayrı ayrı estetiklerin içine yerleştirdik.

Ve bütün bunlar olurken Müşra’yla fark ettik ki: Biz biraz yorulmuşuz. Görkemli Kaybedenler’in son bölümünde de tam olarak bunu konuştuk: Mikro Trend Yorgunluğu.

Aslında trendler yeni değil. Her dönemin “şu an herkes bunu giyiyor” dediği şeyler vardı. Ama bugün farklı olan, trendlerin inanılmaz bir hızla doğup ölmesi. Eskiden bir trendin hayatımıza girmesi, yayılması ve sonunda demode olması için biraz zaman gerekiyordu. Şimdi bir sabah telefonumuzu açıyoruz ve herkes aynı şeyi yapıyor. Sonra üç hafta geçiyor ve o şeyden utanmamız gerekiyormuş gibi davranıyoruz.

Clean girl estetiği bunun en iyi örneklerinden biri. Saçlar sıkı toplandı, altın halka küpeler takıldı, makyajlar “yokmuş gibi” yapıldı, nötr renkler hayatımızı ele geçirdi. Bir süre sonra internet bundan da sıkıldı. Fazla kusursuz, fazla steril, fazla kontrollü bulundu.

Ve hoop: messy girl. Dağınık saçlar, göz altına biraz yayılmış eyeliner, “hiç uğraşmadım” görüntüsü için epey uğraşılmış kombinler İşin komik daha doğrusu ironik tarafı şu: Dağınık olmak bile bir estetik pakete dönüştü.

Aslında ek tek baktığımızda bunların hiçbirinde sorun yok. İrdelediğimiz şey şu ki internet bir şeyi sevdiği anda onu sonuna kadar tüketiyor. Bir detay keşfediliyor. Çok hoşumuza gidiyor. Herkes kullanmaya başlıyor. Markalar görüyor. Ürünler çıkıyor. Influencer’lar kullanıyor. Algoritma önümüze daha fazlasını getiriyor. Birkaç hafta içinde ilk gördüğümüzde “Ay ne güzelmiş” dediğimiz şeyden gözümüzü kaçırmaya başlıyoruz. Çünkü artık onu gerçekten sevip sevmediğimizi bile anlayamıyoruz.

Ben mi bunu beğendim, yoksa bana yeterince fazla gösterildiği için mi beğeniyorum?

Sanırım mikro trend yorgunluğunun en sinir bozucu tarafı biraz da bu.

Her şeyin adını koymak zorunda mıyız?

Bir de internetin her şeyi isimlendirme meselesi var. Eskiden bir gün romantik giyinirdin, ertesi gün eşofmanla çıkardın. Evinin bir köşesinde minimal bir lamba, diğer köşesinde anneannenden kalma bir vazo olabilirdi. Şimdi sanki bütün bunların tutarlı bir “estetik kimliği” olması gerekiyormuş gibi.

Clean girl. Messy girl. Mob wife. Office siren. Coquette. Quiet luxury. Old money. Fisherman aesthetic… Liste uzayıp gidiyor.

Bazen düşünüyorum da, acaba internet bize gerçekten yeni şeyler mi gösteriyor, yoksa zaten var olan şeylere sürekli yeni isimler vererek onları yeniden mi satıyor?

Çünkü puantiye yeni değil. Fiyonk yeni değil. Dağınık saç yeni değil. Büyük çanta yeni değil. Ama isim değişince sanki yepyeni bir şey keşfetmişiz gibi oluyor. Sonra o isim her yerde karşımıza çıkıyor, içi boşalana kadar kullanılıyor ve sıra bir sonrakine geliyor.

Belki de biraz trendsiz kalmamız gerekiyor

Müşra’yla konuşurken vardığımız yer biraz buydu. Trendlerden tamamen kaçmak zaten mümkün değil. Üstelik gerek de yok. Trendler eğlenceli. Bazen yıllardır aklımıza gelmeyen bir şeyi yeniden hatırlatıyorlar. Dolabın dibindeki bir parçayı tekrar giymemize sebep oluyorlar. Yeni bir şey denemek için bahane oluyorlar.

Ama belki her gördüğümüz şeyi hemen hayatımıza almak zorunda değiliz. Belki bir şeyi sadece sevdiğimiz için sevebiliriz. Adını bilmeden. Hangi “girl” olduğumuzu düşünmeden. Üç ay sonra cringe olup olmayacağını hesaplamadan. Ve belki de kişisel stil dediğimiz şey tam olarak burada başlıyor: Algoritmanın bize sıradaki neyi sevmemiz gerektiğini söylemediği yerde.

Biz Müşra’yla bu konuyu tabii ki burada olduğundan çok daha dağınık, bol örnekli bir şekilde deştik ve çok keyif aldık. Belki dinledikten sonra siz de bizim gibi telefonunuzu kapatıp bir süre hiçbir şeyin “core”u olmadan yaşamak isteyebilirsiniz 🙂

 

Open in Spotify

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir