Gülseren Budayıcıoğlu Dizilerinin Ele Geçirdiği Televizyonlar

Gülseren Budayıcıoğlu ismini son yıllarda sıkça duyar olduk. Kendisi aslında psikiyatr bir bilim insanı olsa da, Türk insanının çoğunun onu senarist sandığına eminim. Çünkü kendisi bu şekilde tanınmayı tercih etti.

Dramatik bir erkek sesinin fragmanda “Gerçek bir hayat hikayesinden alınmıştır” dediğini duyuyorsanız, bir Gülseren Budayıcıoğlu kitabı daha diziye uyarlanıyor demektir. Masumlar Apartmanı, Kırmızı Oda, Doğduğun Ev Kaderindir, Camdaki Kız… Sanırım şimdilik bu kadarlar. Öncelikle bu dizilerin hiçbirini izlemediğimi belirtmeliyim, konularını dahi bilmiyorum. Beni bu yazıyı yazmaya iten şey, denk geldiğim fragmanların bile içimi boğum boğum bir hale getirmesi. Çevremde izleyen, en azından bir fikri olan kişilere danışıp, konularını sorduğumda ise izlememekle ne kadar doğru bir karar aldığımı görmüş oldum.

Yakın bir dostumla bu dizilerden dem vuruyorduk ve “bir dönem ağa dizileri iç karartırdı, şimdi bunlar ekranı zaptetti” gibi bir cümle kurdu. Ve o kadar haklıydı ki. Çocukken hatırladığım bazı detaylar var. Mesela töre, Doğu dizilerinden biri vardı. Artık evlenen çift beşik kertmesi miydi, berdel mi bilmem; denk geldiğim sahnede adam elini kesip çarşafa kan akıtıp ertesi gün onu konaklarının avlusuna asıyordu. Travmaya bakar mısınız, 28 yaşındayım hala aklımda o sahne. Ben büyüdüm, yıllar geçti. Bu defa zengin aile kızlarının bekaret kontrol sahnelerini izliyoruz televizyonda. Camdaki Kız dizisindeki bu sahne büyük tepki aldı malum.

Canımı en çok sıkan da, tüm bu dizilerde en az bir iki tane sektörden beğendiğim, hayata bakış açısını, duruşunu sevdiğim oyuncuların yer alması. Ağdalı dramlarla, her saniyesinde ağlatmaya çalışan diyaloglarıyla ve psikolojik sorunlarla işlenmiş Mahsun Kırmızıgül filmlerinin yıllarca aşağılandığı ülkemizde, psikiyatr imzasıyla benzer konular işlenince bir anda her şey elit görünmeye başladı sanırım. Ülkemizdeki bilim aşkına bakın. Tanı konulmuş yapımlar izlemeyi seviyorlar, öbür türlüsü varoş çünkü. Ne o kırsal- köy falan, dramsa da zengin yalısında geçmeli! Yani günün sonunda vizyonunu sevip beğendiğiniz insanların, para uğruna kadını, insanı, bir şekilde hayatın bir noktasından birilerini aşağılayan yapımlarda yer almaları beni bir şeyleri sorgulamaya itiyor.

Bu insanları dinleyecek olursak, onlar bu projelerde yer alarak topluma ayna tuttuklarını sanıyorlar. Farkındalık yaratmak istiyorlar. Belki bir iki tane böyle şey izlesek, bir farkındalık olabilirdi. Ancak o kadar fazlalaşınca, sanırım istemeden biraz meşrulaştırılmış oluyor. İnsanımızın duygusal zekasının pek yüksek olmadığını, çoğu kişinin sevgisiz büyüdüğünü ve bastırılmış hazlarla, duygularla yaşadığını göz önünde bulundurursak izlenen şeylerin bu tiplerde uyandırdığı tek şey “merak” oluyor. Duygu sömürülerinden her anlamda yılmışken; tüm bu şiddetleri, sözlü ve fiziksel istismarları, kalpsizlikleri ana haberlerde zaten yeterince görüyorken neden akşamları üç saat boyunca bunları izlemek isteyelim ki? Ana haberlerin devamı gibi bir televizyon düzeninden neden hoşnut kalalım? Komik olan, “Ya ben haberleri izlemiyorum artık, içimi sıkıyor” diyen insanlar, saat 20.00 olduğu gibi kendilerini bu dizilerin kollarına atıyor. Bu nasıl bir çelişki?

Bir de bu hikayelerin, hasta- psikiyatr gizliliğini yok saydığına dair bazı spekülasyonlar var ki; o kısma hiç girmiyorum. Tek bildiğim kimsenin iyilik olsun diye bu hikayeleri yazıp bir de dizi haline getirmeyeceği. Para para daha da çok para! Oyuncular da paralarını kazanırken metot oyunculuklarıyla “ne kadar iyi bir oyuncu olduklarını” gösterebilme fırsatı buluyorlar. Toplum olarak festival filmlerine biraz daha değer versek, bunlarla uğraşmazdık sanırım.

“Gülseren Budayıcıoğlu Dizilerinin Ele Geçirdiği Televizyonlar” üzerine 3 yorum

  1. Enfes kere enfes bir yazı. tv izlemediğim halde bu diziler sosyal medyayı da ele geçirdiğinden bu korkunçluktan kaçmak imkansız. tek dileğim ekrandaki dram pornosunun bitmesi!

    1. Daha haklı bir yorum olamaz, böyle düşünen daha fazla kişi görmek ayrıca umut verici. Üzerimize bir Dadı, Tatlı Hayat falan atsalar da kendimize gelsek ülkecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.