Birine Ne İstediğinizi Nasıl Belli Ediyorsunuz?

Bir dizi izledim. İlgimi çeken kısacık bir diyalog oldu. Asosyal bir şekilde kendi fanusunda büyümüş bir genç kız sosyal hayata atılıp başkalarıyla ilişkiler kurmaya başlıyor. Ve günün birinde şu soruyu yöneltiyor: “Birine ne istediğinizi nasıl söylüyorsunuz?

Diğer karakterimizden şu cevap geliyor: “Üstü kapalı ipuçları bırakarak ve yanıldıkları zaman sesli bir şekilde iç çekerek.

Sahi neden böyleyiz? Sevdiklerimizden beklentilerimiz ve isteklerimiz konusunda inanılmaz ketumuz. Bu, beklentilerimiz ve isteklerimiz olmadığı için değil; sanırım karşımızdakiler tarafından nasıl karşılanacaklarını bilmeyişimizden. Karşımdakine fazla mı beklentili görünürüm, bu sefer benden bıkar mı diye düşünmemizden.

En özgür ruhlar, en kendine yetebilen insanlar bile birilerinden bir şeyler bekler. Bu yüzden “kimseden bir şey beklemeyin” mottosuna hiç de inanmıyorum. Kaldı ki arsızca olmadığı müddetçe ilgi, sevgi, özveri, şefkat beklemek hemen her ikili ilişkinin temeliyken bu “ben bana yeterim” tavrı kişinin kendini kandırması haline gelebiliyor. Tabi ki yeteriz ama paylaşmak varken neden?

Herkes çözülmek istiyor. Herkes aşırı cool. Kimse ilgi istemiyor. Kimse bir ilişkiye hazır değil. Hatta herkesin psikolojik sorunları var, ailevi sorunları var, bir size karşı böyle değiller herkese böyleler :’)))))) Aslında durumun bununla uzaktan yakından alakası yok.

Herkes çözülmek istiyor; çünkü herkes çözülmesi gerekecek kadar komplike bir karakter olduğuna inanıyor. Böylece kendilerini özel hissedebilecekler. Çağımızın en büyük problemi sıradan olma korkusu. Üstelik sıradanlık kavramı aşırı değişmişken. Yalnızca bir üniversitede okuduysan ve lisansta bıraktıysan sıradansın. Tek yabancı dil biliyorsan da sıradansın. Neden? Halbuki bunlar gayet de yeterli. Sırf bu yüzden ekstra yabancı diller ve hobiler kişinin kendini iyi hissettiği için değil, dışarıdan daha havalı görünmesini sağlaması amacıyla ediniliyor. İşe yaradıkça doyumsuzlaşılıyor. Tek bir konuda itibar edilecek kişi haline gelinmesindense, pek çok konuda kırıntılar halinde birkaç paragraflık cümle kuracak kadar bilgi sahibi olmak daha ilgi görüyor. Çünkü bir soru sorulduğunda kimse ona “bilmiyorum, hiçbir fikrim yok” demek istemiyor. Egolar artık çok daha kırılgan.

Kimse aşırı cool değil. Herkes ilgi istiyor. Ama olası ilgisizlik halinde yoksunluk hissetmemek için olması gerekenin bu olduğu konusunda herkes kendini kandırıyor. Daha ilk buluşmada “bak ben bir ilişki istemiyorum” diye kılıçlar kuşanıyor. Deliresiye istiyor ama karşıdaki istemezse diye önceden söyleyen ilk kişi olmak istiyor; çünkü malum kırılgan egolar.

Her açıdan karmakarışık örüntülerle doluyken hayat, iletişim araçlarından en yardımcı olanına “dil” e sahip olan biz insanlar konuşmaktan kaçıyoruz. Üstelik küçük bir bebeğin açlıktan mı, gazdan mı yoksa uykusuzluktan mı ağladığını çözmeye çalışan ebeveynler kadar kolay değil işimiz. Çünkü yetişkin problemlerimiz bir bebeğinkinden çok daha fazla. Açıkça paylaşmayıp ipuçları bırakmaya devam ettikçe de çözülmeyecekler. Çözülmedikçe bebek sadece ağlayacak ve etrafı gürültüden oluşan bir negatiflikle kuşanacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.