Merhaba Garantici!

Herkesin böyle kendiyle baş başa kaldığı ve saçma anlardan saçma sapan fikirler yarattığı zamanlar vardır. Ben bunu hep su ile yaşarım. Ya bir suya bakıyor olurum, işte deniz kenarı gibi düşünelim. Ya da duş falan alıyorumdur.

Dün duşa girerken yine bir teftiş yaptım. Duş jelleri vs. dolu mu, yoksa yedeklere düşüp banyo dolabından almam gerekiyor mu diye. Baktım şampuan azalmış, bu bana yetmez dedim koydum duş kabinine yeni şişeyi.

Ama yetti. Kendi kendime “ne garanticisin” diye düşündüm. Hay düşünmez olaydım. Konu kendi kendimle konuşurken şampuandan taaa nerelere gitti. İşte o gittiği yeri yazmak istedim.

Buradan yola çıkarak garanticilik neyi doğuruyor dersiniz? Elbette şampuan konusundaki gibi yedekçiliği. Duşum yarım kalmasın, ıslak ıslak banyoda şampuan aramayayım diye önceden bana şampuan yedekleten bu hal, hayatımızın aslında her anında mağdur olmayalım, eksik kalmayalım diye önümüze çıkıyor. Sevdiğimiz şeyler ansızın bitiverir diye zula yapıyoruz falan. Sepete bir yerine iki tane atıyoruz. Tüketime de itiyor yani bu durum bizi.

Maddesel tüketimle kalsa yine tamam. İlişkilerde bile yedekçi ve garanticiyiz. Flört sayımız en az iki. Biriyle işler yolunda gitmezse öbürü orada. İhtiyacımız olduğunda biri mesajımıza cevap veremezse öteki kesin müsaittir. Çünkü olay özel birine ihtiyaç duymak değil. Beni “o” dinlesin değil derdimiz; beni “biri” dinlesin. Kim olduğu pek de mühim değil. Tüm bu garanticilikle flört stoğu yapıyoruz. Beni biri acilen beğenilen İstanbul beyefendisinin önüne mendil atıp kaçılarak flört başlatılan döneme ışınlayabilir mi?

Hadi benim gibi keriz bir romantiksiniz, tek flört size yetiyor diyelim. Bunda da garanticilik devam. Yedek olmasa da, atak olmuyor. Bu sefer garantiye almak istediğiniz şey yalnızlığınızı geçirmek değil, duygularınız oluyor. “Dur önce o beni sevsin. Önce onun duygularından ben bir emin olayım. Sonra ben severim.” diye hesaplar yapaa yapaaa -of kaç senedir, kaç aydır yalnızdık?

Sevme duygusunun güzelliğini yaşayamayacak kadar çekiniyoruz. Duygularımızın kırılmayacağını garanti etmeden, içine dalamıyoruz anın. İçimizden sarılmak, öpmek geliyor; ya o daha sıkı sarılmazsa diyoruz. Mesaj atmak istiyoruz; ya cevap gecikirse diyoruz. Oysa sarıl, öp, yaz, ara, yaşa dimi! Çok sersemiz çok.

Sezen Aksu haklıymış: Sabredemiyoruz, fark edemiyoruz, hissedemiyoruz; garanticiyiz, korkuyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.