Koronavirüs sonrası hayatlarımız nasıl olacak?

Koronavirüs hayatlarımızda neleri değiştirecek? Nasıl sürdüreceğiz yaşamımızı? Hepimizin aklında bu sorular mevcut, farkındayım.

COVID-19 tamamen yabancı olduğumuz bir şekilde girdi hayatlarımıza. Yarasadır, laboratuar ortamıdır bir dolu söylem var. Ben devletlerin çarpık siyasetlerinden anlamam, kendi küçük dünyamda neler yaşayacağıma bakarım.


Dağınık bir insan olsam da titizliğim beni daha birkaç günde tanıyan insanların dahi dikkatini çeker. Çünkü ben senin, bir alışveriş merkezinin yemek katında bir şeyler yiyeceği zaman tüm masayı ıslak mendille silen, kutu kolasını kafaya dikmeden önce peçeteyle namusuna kadar temizleyen o arkadaşınım. Yıllarca alay edildik, hor görüldük. Dışarıdan eve girdiğinde kolonyayla kapı kollarını sildikçe beni ve benim gibileri hatırla tamam mı?

Ben ilkokul 1. sınıftan bu yana çantasından ıslak mendil eksik olmayan o arkadaşınım. Beslenme saatlerinde elini yıkadıktan sonra pembe Pürel Junior ile ellerini temizleyen, arkadaşlarına ikram sunan kızım. Bahçede top, lastik oynadıktan sonra ellerini çamurdan arındırmak için doğruca tuvalete koşan kızım.

Büyüdüm ve sinema salonuna girdiğinde oturmadan önce koltuklardaki lekelere mide bulantısıyla bakan kadın oldum. Toplu taşımayla bir yere gittikten sonra ilk işi tuvalete uğrayarak ellerini çitilemek olan kadın oldum. Çantasında, baş ucunda, ofis masasında Bodrum mandalinalı, Japon çiçekli, limon kolonyalı şişeleriyle yaşayan kadın oldum. Plajda şezlonga uzanmadan önce ayaklarını başucunda duran pet şişedeki suyla bir güzel kumdan arındıran o manyak benim. Yani canım dostum, korona falan fiyuvvvv bize vız gelir. -Mi acaba?

Alıştığımız senaryoda tipik bir günümüz nasıl geçer? Uyanırız, hazırlanır evden çıkarız. Nispeten şanslıysak arabamız vardır. Ama yoksa toplu taşıma ile işe ya da okula gideriz. Buralarda kalabalıklara karışır insanlarla vakit geçiririz. Öğle yemeklerine çıkarız. Ardından plan yaptıysak yakın arkadaşımızla ya da sevgilimizle falan buluşuruz. Tüm bunlar bittiğinde de o güzel toplu taşımalarımıza biner evlerimize döneriz.


Peki alışmak zorunda olacağımız senaryoda koronavirüs sonrası bir günümüz nasıl olacak? Uyanırız, hazırlanırız. Hazırlandıktan sonra çantamızda ıslak mendil, kolonya, dezenfektan, yedek maske- eldiven olup olmadığını kontrol ederiz. Ardından ayakkabılarımızı giyeriz. Eldivenlerimizi, maskemizi, gözlüklerimizi takarız. Nispeten şanslıysak arabamız vardır. Kapı koluna kolonya sıkarak kapımızı açarız. Ardından apartmandan inerken virüse maruz kalma ihtimali olan eldivenlerimizi çöpe atmak üzere sağlam bir poşete koyarız. Ellerimizi ve direksiyonu kolonyalayarak işin/okulun yolunu tutarız. Trafik olan ve yayaların arttığı alanlarda camları kapalı tutarız. Toplu taşıma kullanıyorsak sosyal mesafeye dikkat etmeye çalışarak işin ya da okulun yolunu tutarız. Lakin ne mümkün? Çünkü burası İstanbul ve metrobüs, tramvay, metro gibi araçlar adeta birer can pazarı. Sosyal mesafeye sen dikkat ettin, peki ya metrekarene düşen 10 insana ne demeli? Ofise/ sınıfa girmeden önce tuvalette bir dezenfekte molası. Öğle yemeğini artık dışarıda yemiyorsun evden getiriyorsun, çünkü böylesi daha güvenli. Ardından sevgilin ya da arkadaşınla yapacağın planlar artık kafeler veya romantik restoranlarda değil, evlerde oluyor. Çünkü dedik ya; böylesi daha güvenli.

İki senaryo arasındaki satır farkının gözünüzden kaçmadığına, ikinci senaryoyu okurken dahi anksiyetenizin tuttuğuna eminim. Ancak amacım bu değil. Bunları sizin de düşündüğünüze eminim.

Sosyal hayatlarımızda çok şeyin değişeceği aşikar. Tatil seyahatleri gerçek bir sancıya dönüşecek. Naomi Campbell’in daha bu virüs vakası ortada dahi yokken uçak seyahatlerini nasıl yaptığını anlattığı Youtube videosunu görmüş müydünüz? Naomi, seni çok iyi anlıyoruz. Artık hepimiz Naomi’yiz.

Sinema, tiyatro salonlarında nasıl oturacağız? Yaz tatilinde şezlonglarımızın arasında ne kadar mesafe olacak? Ne yani artık denize dalıp su altında buluşamayacak mıyız? Her şeye tamam ama bundan mahrum kalamayız!

First date’lere ateş ölçerle mi gideceğiz? Sevgiliyle buluşmadan önce geçmiş 14 günde hangi toplu alanlara girdiğini mi soracağız? Kalabalık bir arkadaş grubuyla buluştuğumuzda ya da işyerinde toplantı odasında masa düzenlerimiz nasıl olacak?

Yoksa bir yerden sonra hissizleşip “amaaaan ne olursa olsun artık” diyerek akışına mı bırakacağız? İlk etapta yukarıdaki tedirginlikleri yaşasak da bir yerden sonra bu moda gireceğimiz kesin. Açıkçası ben tedirginlik kısmının sağ alt köşesinde bir “skip” butonu varsa basmayı çok isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.